Anne Babalar Buraya

ÜLKEMİZİN EN İLGİNÇ ÜÇ CAMİİ NEREDEDİR?

1) YENİ CAMİİ



BU CAMİİ NEDEN YENİ CAMİ? HİÇ Mİ ESKİMİYOR?

Bu soruyu kimler sorar sizce? Tabii ki İstanbul'da yaşayıp Eminönü'ne gidenler ya da İstanbul'a gezmeye gelip Eminönün'nde balık ekmek yemeye gelen turistler…
Buraya yolu düşen herkes, dış avlusunda onlarca güvercini ve o güvercinlere yem atanları görüp bu camiyi merak edip daha yakından görmek için yanına gider ve adının Yeni Camii olduğunu görünce merakla sorar:

BU CAMİİ NEDEN YENİ CAMİ? HİÇ Mİ ESKİMİYOR?

Evet. Bu soruyu soran herkesin merakını gidereceğiz bu yazıda. "Valide Sultan Cami" olarak da bilinen Yeni Cami'nin yapımına, aslında 1598 yılında başlanmış. Düşünsenize neredeyse beş yüz yıl önce! Camiyi yaptırmaya başlayan kişi Padişah III. Mehmed'in annesi Safiye Sultan olduğu için Valide Sultan demişler.😀

Valide. "anne" demek. Biliyorsunuz değil mi?😉

Neyse, anlatmaya devam edelim: İşte Camii yaptıran Valide Safiye Sultan vefat edince, caminin inşaatına da ara verilmiş ve ancak 63 sene sonra yeniden başlanabilmiş. Bu sefer de başka bir Valide Sultan, Padişah IV. Mehmet'in annesi Hatice Turhan Sultan üstlenmiş bu işi ve 30 Ekim 1665 tarihinde kılınan cuma namazıyla Yeni Cami ibadete açılmış. İşte o günden beri Yeni Camii olarak isimlendirilmiş.

Peki, bu camiinin ilginç yanı sadece bu özelliği mi?

Elbette hayır.


Klasik Osmanlı mimarisinin eseri olan Yeni Camii'nin 16, 20 metre çapındaki ana kubbesi, dört yönde yarım kubbelerle yanlara doğru genişletilmiş. Aydınlanmayı sağlayan pencereler, altı sıra halinde sıralanmış ve yerden ikinci sıra pencereleri renkli çinilerle süslenmiş. Zamanla bir kısmı dökülen bu çinilerin yerlerine, bazı çini levhalar eklenmiş. Bu levhalarda karanfil, gül, narçiçeğine benzer çiçekler ve servi, stilize yaprak, vazo gibi şekiller kullanılmış.

İki minaresi ile Eminönü'ne gelir gelmez sizi selamlayan Yeni Camii, işte bu ilginç özellikleri ile İstanbul'un kalbinde, yapı olarak eskise de bıraktığı etki hiç azalmadan öylece güzelliği ile karşımızda duruyor.

Yolu düşenler bilir!

2) ARAP CAMİİ




NEDEN BİR CAMİİ'YE "ARAP CAMİİ" DENİR?

Arkadaşlar, bir diğer ilginç camii ile devam edelim.😀
Yine İstanbul'da, bir önceki anlattığımız Yeni Camii'den çok uzakta olmayan, yürüyerek bile hemen ulaşabileceğimiz Karaköy'e vardığımızda, beton binaların arasında her detayı ile çok farklı bir Camii karşılar bizi: Arap Camii!

"NEDEN BİR CAMİİ'YE ARAP CAMİİ DENİR?" dediğinizi duyar gibiyim. Hemen Camii'yi anlatayım da sorunun cevabına birlikte bakalım.

Caminin adının "Arap Camii" olarak anılmasının tek bir sebebi yok. Bir sebebi, Arap Müslümanlar tarafından yapıldığı için bu ismi aldığı. Diğer bir sebebi ise Fatih Sultan Mehmet'in İspanya'dan çıkartılan Araplarının bir kısmını bu mahallelere yerleştirmesinden sonra "Arap Camii" olarak anılmaya başlanmış olduğu.

Arap Camii'nin sadece ismi değil, tarihiyle ilgili de çok söylenti var. Ama biz, en güçlü iki söylentiye bakalım:
Birincisi, İstanbul'un Fethi için 717 yılında gelmiş olan ve sahabe neslinden meydana gelen bir ordunun başında bulunan Mesleme bin Abdülmelik adındaki komutan tarafından yaptırılmış olduğu. Eğer doğru olan rivayet buysa, Arap Camii İstanbul'un ilk camisi olma özelliğini taşıyor diyebiliriz rahatlıkla.

Düşünsenize bir şehrin ilk Camiisi olmuş. Ne kadar havalı, değil mi!😀


Neyse, gelin ikinci söylentiye de bakalım:
İkinci söylentiye göre, eskiden bir kilise olan bu yapıyı, 1453 yılındaki İstanbul'un Fethi'nden sonra, Fatih Sultan Mehmet tarafından vakıf olarak alınmış ve camiye dönüştürmüş.
Hangi rivayet gerçek, tarihçi abilerimiz, ablalarımız araştırıp bulsun artık. Biz bu ilginç camiyi gezerek keşfetmeye devam edelim.

Çünkü içeriye girer girmez hepimizin alıştığı cami mimarisinden çok farklı olduğunu ancak gezenler bilir.😀

Haydi bakalım, burayı da gezi listenize ekleyin!

3) HUNAT HATUN KÜLLİYESİ



HAYIRSEVER BİR ANNENİN MİRASI: KAYSERİ HUNAT HATUN KÜLLİYESİ

Şimdi İstanbul'dan çok uzağa, Kayseri'ye gidiyoruz. Çünkü hikâyesi ilginç bir diğer Camii'ye daha yakından bakacağız: KAYSERİ HUNAT HATUN KÜLLİYESİ'ne!
Cami, medrese, türbe ve hamamdan oluşan bu külliye, tâ Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubat'ın hanımı ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in annesi olan Mahperi Hatun tarafından 1238 yılında yaptırılmış. Koca 800 yıl önce! Ama bugün hâlâ Selçuklu mimarisinin şaheserleri diye anlatılan bir külliye…
Evet arkadaşlar, hayırsever bir annenin mirası olan Hunat Hatun Külliyesi, Kayseri şehir merkezinde ve halen bütün güzelliği ile karşımızda.

Caminin en önemli unsurları olan batı ve doğu taç kapılarının olması. Klasik Selçuklu tarzında geometrik motifli süslemelerin görüldüğü görkemli girişlere sahip. Çünkü kapıların giriş kemeri üzerinde ve en üstteki kabartmanın altında ise âyetler yazıyor.

Külliyenin bir diğer ilginç yanı ise medrese kısmının eskiden, dışarıdan bakılınca bir kale görünmesi imiş. Düşünsenize, aslında bir külliye ama uzaktan bakınca da yapımında tamamen kesme taşların kullanıldığı bir kale!

İşte bu medrese, 1929 yılından itibaren önce Arkeoloji müzesi sonra da Etnografya Müzesi olarak kullanılmış. 1998 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne devredilmiş ve halen de hediyelik eşya çarşısı olarak hizmet veriyor.

Vakit kaybetmeden yola çıkın. Çünkü 800 yıl önce inşa edilmiş bu yapıyı görünce çok seveceğinize eminim!😀

E çünkü zamanda yolculuğu kim sevmez ki? 😍


🖊Zozan Demirci